24 Ekim 2009

yeni dizi: white collar

yeni "usa network" dizimiz. başrollerde tru calling, traveler ve chuck gibi dizilerden tanıdığımız matthew bomer, the midleman'den aşina olduğumuz natalie morales ve nereden tanıdığımızı yazmaya gerek dahi duymadığım tiffani-amber thiessen yer alıyor.
konusu da kısaca: azılı bir dolandırıcı/suçluyu yakalayabilmek için didinen fbi ajanı peter burke bir başka dolandırıcı olan neal caffrey'nin yardımına ihtiyaç duyar ancak küçük bir sorun vardır: adamımız neal halihazırda hapistedir. neal hapisten uzak kalabilmek için fbi ajanımıza yardım etmeyi kabul eder ve ikili-oyun başlar.

takip ettiğim yeterli sayıda dizi yokmuş gibi bunu da ekliyorum listeme. sen de ekle. pilot düştü torrent alemlerine.

he who foresees calamities suffers them twice over


kitaba ne kadar bağlı kalacaklar tartışılır ama evet mükemmel bir konusu var dizinin. nete düşen ilk bölümünü (preair-webrip) henüz izlemedim ancak promolar çok başarılıydı. kitaba geri dönersek: büyük bir heyecanla bir çırpıda okuduğum kitabın sonundan pek memnun kalmamıştım açıkçası ama lost'un son sezonu olması itibarı ile ve flashforward'ın kitaptakinden çok daha geniş işlenebilecek bir konusu olması sayesinde, sonu ile ilgili değişiklikler yapılabileceğini, hikayenin en az lost'ta olduğu kadar dallanıp budaklanabileceğini düşünüyorum. aylar önce hem blog'umda hem orda burda yüzlerce kez tekrarladım belki ama burada da yineleyeyim. kitabın acilen türkçeye çevrilmesi, basılması gerekiyor. nasıl satacak belli değil hehe

--- spoiler ---
10 küsür yıl x ay x saat x dakika sonra 2dk. 17sn.liğine ne yaptığını bilmek\görmek\yaşamak başka bir şey, tam o anı tüm dünyanın aynı anda görmesi o anı yaşaması başka bir şey. kimi o sırada 12 sene sonraki karısıyla sevişiyor olacak (kiminle evleneceğini seneler önce bilmek?).. kimi feci tutmuş bir fikir\şirket ile ilgili haber okuyor olacak (zuckerberg'den önce facebook'u sen kurabilirsin bu sayede hehe) vs vs.. ve geleceği gördüğün o flashforward esnasında uçağını inişe geçirmiş bir pilotsan o blackout esnasında hakimiyetini kaybetmiş olacaksın ve flashforward bittiğinde ölüsün artık senin geleceğin bir karanlıktan hiçlikten ibaret olacak. flashforward'ın yaşandığı an merdivenden iniyorsan o merdivenin son basamaklarında olman senin şansına. otobanda hızla giden bir arabanın içindeysen pek de şanslı sayılmazsın. önümüzdeki 12 sene içerisinde ölmüş olacaksın belki ve bunu o flashforward sayesinde önceden bileceksin. of o kadar çok kola ayrılabilir ki hikaye... ailenin öldüğü trafik kazasının haberini izliyor olacaksın belki tam o flashforward anında gelecekte ve o bitip günümüzdeki bilincin geri geldiğinde aileni uyarma, kurtarma şansın olacak.
--- spoiler ---

not: sonradan ek yaparım ben bu entry'e kesin.

edit: 5. bölümü geride bıraktıktan sonra edit zamanı geldi. kitabı okuyanlar için de heyecanlı olsun demiş senaristler. kitabın özüne dokunmamışlar vefakat o özün etrafına daha amerikan bir olay örgüsü oturtmuşlar. dizide de olayı kitaptaki çıkış noktasına bağlayacaklar mı belli değil ve bu belirsizlik güzel. ayrıca kitabın sonunu beğenmediğimden olsa gerek, diziyi daha bir heyecanla daha bir umutla izliyorum sanırım.

(kafka, 20.09.2009 16:50 ~ 24.10.2009 12:02)


"he who foresees calamities suffers them twice over." -- beilby porteus

16 Ekim 2009

bi' fragman izledim hayatım değişti: triangle (2009)

sıkı x-files takipçileri için "triangle" dizinin en iyi bölümlerindendir. 6. sezonun 3. bölümüdür "triangel" ve bermuda şeytan üçgeni konuludur. bölümün görüntü yönetmenliği çok başarılıdır. mulder ile scully arasındaki elektrik ve öpüşme geyiği, bölümü unutulmazlar arasına sokmuştur.

durup dururken nerden geldi aklıma bu?

bir fragman izledim hayatım değişti! triangle adında bir film geliyor. hem zamanda yolculuk temasına hem de slasher'lara hasta olan bendenizi bir hayli heyecanlandırdı fragman. (aynı konuları, zamanda yolculuk yüzdesi, slasher yüzdesinden fazla olacak biçimde barındıran düşük bütçeli vefakat müthiş bir ispanyol filmi de vardır: 2007 yapımı los cronocrímenes) triangle'da, fragmandan anladığım kadarıyla, bambaşka bir konseptte göreceğiz zamanda yolculuk temasını. ucundan time-loop, kıyısından zihnin zamanda yolculuğu şeklinde. filmin sonundaki "twist"e (ana yemek) ulaşana kadar en az 3-5 "ara-twist" (ara sıcaklar) yiyeceğiz beynimize beynimize. velhasıl heyecanlandırdı fragman beni. al sen de heyecanlan!



15 Ekim 2009

erkekseniz teker teker gelin!


şöyle şeyler olmuş: yeni başlayanlar, henüz başlamayanlar, tek başına izlenenler, çift başına izlenenler, komedisi, bilim-kurgusu, çizgisi, dramı, gerilimi, polisiyesi derken liste kabarmış. oturup bir tablo hazırlamak gerekti takibi kolaylaştırmak adına. e oturduk hazırladık tabloyu. belki başkalarına da yararı olur.

9 Ekim 2009

kurcaladım blogu biraz.. template değişti o oldu bu oldu. çok içime sinmedi ama biraz daha kurcalarsam bozarım ben bunu. kalsın şimdilik böle..

19 Eylül 2009

und der rest ist schweigen

bak çogacaip: film mi izlesem, kitap mı okusam yeaaeaa? soru cümlesini şu şekilde açabiliyorsun.


en çok hangisinin biriktiğine üzülüyorum bilmiyorum. kitaplar, çizgi romanlar, makaleler, filmler, diziler? en çok hangisine içim gidiyor bir karar versem diğerlerini daha çok ertelerim -biliyorum-.. üşengeçlikle erteleme alışkanlığı arasında çok kalın bir çizgi olduğunu söyleyip kandırıyorum kendimi; oysa içiçe ikisi -biliyorum-.. hangisi hangisini kapsıyor bir anlasam diğerini yitiririm.

orda burda, durmadan bilgiye olan açlığın ölüm korkusunu beraberinde getirdiğini; zamanın bilgi açlığını doyurmaya yetmediğini ve ölümse eğer zamanın bittiği yer, o halde asla yetmeyeceğini söylüyorum. önüne geçilemeyecek bir engel çıkarıp karşıma üşengeçliğin en onulmaz haline erişiyorum.

yapamadıkların, yapmaya güç bulamadıkların için kendin dışında her şeyi ama her şeyi sebep göstermek kolaya kaçmanın en sakil yolu. o yolu günde üç-beş kere tepiyorum.

hangisi keyif, hangisi ihtiyaç?
bir karar versem, diğerini unuturum -biliyorum-..

[sturm und drang]

12 Eylül 2009

Michael Haneke - The White Ribbon (2009)



Release Date: December 30, 2009 (NY, LA)
Studio: Sony Pictures Classics
Director: Michael Haneke
Screenwriter: Michael Haneke
Starring: Susanne Lothar, Ulrich Tukur, Theo Trebs, Michael Schenk
Genre: Drama, War

7 Eylül 2009

lobotomi

saçma sapan başlıklarla insanları çekeceğini ne bileyim yahu bir merak uyandırıp insanları cezbedeceğini sanıyor bazıları (arsız! kendisi yapmıyo ama hiç di mi?)

tamam asıl mevzuuya gelelim. guy ritchie efendi sherlock holmes'u çekti bitti; yılbaşı gibi film vizyona giriyor ama nedir guy efendi rahat durmuyor çocukluk idolüm (idole gel) lobo'yu da çizgi romandan alıp -klişeyi kes- beyaz perdeye taşımak için -daha büyük klişeyle bitir- kolları sıvıyor. henüz oyuncu kadrosu belli değil ancak açıklamayı bizzat wb yaptığına göre durum ciddi.

anıl'dan duydum. (-tanınmış kaynak göstermek şöyle bir link vermek yok di mi?) (+var var dur)

http://tinyurl.com/n44ogk

şu da lobo'yu tanımayanlara bir fikir versin.

6 Eylül 2009

çizgi roman mağazası burası

binlerce çizgi roman arasında 3 tane çocuk kitabına rastlayan adamın mağazayı "çocuk kitapçısı" sanması ve mağazaya öyle davranması.

fantastik edebiyat takipçisinin rafta 4 forgotten realms kitabı görüp mağazanın tamamen fantastik edebiyat üzerine yoğunlaşmış bir yer olduğunu düşünmesi ve o gözle bakması.

örnekler çoğaltılabilir.

algıyla ve ilgiyle alakalı bi' şey tabii ama yine de! çoğunluğu da görsün gözün, sadece kendi ilgi alanınla sınırlama koskoca mağazayı. 19yy öncesi gravür işlerinin bulunduğu bir kitabı bende bulabileceğini düşünmenin tek nedeni yanındaki hatun mu yoksa rafta gözüne ilişen michael parkes kitabı mı? gustave doré ağlıyor sinirinden şuan biliyor musun?

ilgilenmediğin, umursamadığın, hakkında fikir sahibi olmadığın şey tabii ki önemsiz o an senin için ama ahmed arif şiirlerini burada bulamamış olmak seni o kadar şaşırtıyor ki ben bile "acaba?" diyorum. çizgi roman mağazası burası dediğimde "yok ben şiir kitabı bakıyorum" diyorsun hala. e iyi ya işte ben de çok fazla bakınıp yorulma diye önceden söylüyorum "çizgi roman mağazası burası". fransız sokağı ilk solda, 45lik iki yandaki bar, gardrop 2 yandaki bina 2. kat ayrıca.

teşekkürler.

tatil gibisi?

1600 senenin sonunda 3 günlük bir tatil yapma fırsatı yakaladım sevdiceğimle :)
ayvalık\cunda gezildi tozuldu, rakı balık meze (hayatımda daha önce ağzıma koymadığım mezelerle tanıştım) dondurma, uno'da pizza, taş kahvede türk kahveleri derken ne yedik be!? :)
ne gezdin ne gördün? sarımsaklı, çamlık, şeytan sofrası ve cunda dışında gezmedim (daha nereyi gezeceksem).. günbatımı güzel, denizi leziz diyeyim uzatmadan bitireyim.

tatil yabdı ben.