



Televizyon dizileri, sinema filmleri, birer birer vampir hikayesine dönüştürülen edebiyat klasikleri… 2-3 sene öncesinin zombi çılgınlığı yerini vampir deliliğine bıraktı. Öyle bir delilik ki bahsi geçen; hızlı tüketim çağında kendine yer bulamayan hazmı zor muhteviyat, dönemin popüler temasıyla içiçe geçirilip çok daha kolay tüketilir hale getirilir oldu.
“Vampir” diyince akla ünlü Dracula Bela Lugosi gelmiyor artık (Bauhaus – Bela Lugosi is Dead şarkısı dönüyor beynimin içinde). Akla gelen yegane “Bela”, popüler roman ve şimdi sinema filmi serisi “Alacakaranlık\Twilight”ın baş karakterlerinden Isabella Swan olsa gerek. Yenilik ve farklılık kisvesi altında klasik vampir tanımı da değişiyor her yeni yapımla. Bu “yenilikçi tavır” yine olabildiğince hızlandırılmaya çalışılan tüketime hizmet ediyor haliyle. Güneşin altında ışıl ışıl parlayarak gezen vampirler, yemeklerine ekstra sarımsak talep edenler, duvara asılacak bir haçın çok dekoratif olduğunu düşünenler, aynanın karşısında saatlerce saçlarını tarayanlar.

Alt-kültürlerin kapitalizme ve popüler kültüre kurban edilmediği dönemlerde, vampir janrının içinde kendine yer edinmeye çalışan, vampir mitini kendi yorumuyla ortaya koymaya çabalayan kimi naif, kimi olabildiğince sert yapımlar da yok değildi. Öyle ki şimdilerde özellikle çok sattığı için romantik komedilere yahut romantik dramalara konu edilen vampirler, 60’lar sonu 70’ler başlarında istismar sinemasının en büyük alt kollarından birine dönüşmüştü. Dönemin ünlü yönetmeni Jess Franco İstanbul’daki lezbiyen vampirleriyle takdirimizi toplamış, “blaxploitation” başlığı altında incelenen istismar sinemasının afrika kökenli amerikalı kanadında ise unutulmaz “Blacula (1972)” hafızalara kazınmıştı.

“Çizgi Roman” dünyasında ise durum biraz farklı. Türün çıkışından beri vampir miti nasıl ki sinema ve edebiyatta kendine geniş bir yer bulduysa, çizgi roman kültürü içerisinde de özellikle fantaziyi en dişe dokunur biçimde yansıtabilecek bir mecra olduğundan herdaim sağlam bir yere sahip oldu. Kapitalizmin, bilginin metalaştırılması, parayla alınıp satılır bir şekle sokulması düsturu çizgi roman piyasasındaki fiyat oynamalarında da tabii ki kendini gösteriyor. Çizgi dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan eisner ödülünü sırf 2. filmi vizyona gireceği için Iron Man çizgi romanı alabiliyor. Para akışının hızlanmasını ve daha az yatırım yaparak daha çok kazanmayı sağlayan, kimilerine göre ucuz iş gücünü temsil eden “uyarlama” son dönemlerde en çok başvurulan yöntem. “30 Days of Night\30 Gün Gece” gibi çizgi romandan sinemaya uyarlanan ya da “Buffy the Vampire Slayer\Vampir Avcısı Buffy” gibi sonradan çizgi roman formatına dönüştürülen çeşitli vampir hikayelerinden bahsetmek mümkün ancak ben bambaşka bir uyarlamadan, çok parayla ve herhangi bir “-izm” ile göbek bağı olmayan bağımsız bir uyarlamadan bahsedeceğim. Çocukluğumda en sevdiğim masallardan biri olan Pinokyo’nun vampir temalı yepyeni çizgi roman uyarlaması olan “Pinocchio: Vampire Slayer\Pinokyo: Vampir Avcısı” konumuz.

Klasik masalı bilen bilir. 1881 yılında italyan Carlo Collodi tarafından çocuklara eğitici, öğretici ve eğlenceli bir hikaye sunmak adına yazılmıştır Pinokyo (kaynaklara göre 1883 yılında basılabilmiş). Çocuk sahibi olmamanın verdiği hüzünle kendini oyuncak yapımına adamış marangoz ustası Geppetto günün birinde çam ağacını oyarak bir kukla yapar. Kukla fantastik bir kurguyla canlanır; artık Geppetto’nun da bir oğlu vardır. Pinokyo kendisinden beklenen şekilde, çocukları eğitmeyi amaçlayan mesajlarla dolu türlü birbirinden uçuk maceranın içinde bulur kendisini. Kahramanımızın en bilinen özelliği ise yalan söylediğinde burnunun uzamasıdır.

Dustin Higgins’in çizdiği tek bir kareden yola çıkan Van Jensen’in senaryosunu yazdığı ve Higgins’e yeni kareler ekletip tam bir çizgi roman haline getirttiği “Pinocchio: Vamprire Slayer” bu cadılar bayramında raflardaki yerini aldı.
Uyarlamanın konusu kısaca şöyle: Pinokyo, babası\yaratıcısı Geppetto vampirler tarafından saldırıya uğrayıp öldürüldüğünde büyük bir kin ve intikam dürtüsüyle merhametsiz bir vampir avcısına dönüşür. Onları avlamak için kullanacağı silah ise bellidir; yalan söyleyip burnunun uzamasını sağlayacak, uzayan tahta burnunu koparıp düşmanlarının kalbine saplayacaktır. Pinokyo’nun yalan konusundaki ustalığı vampirlerle olan savaşında en büyük güvencesi olacaktır.
Masalın orijinalinde çocuklara yalanın kötü bir şey olduğunu anlatmak için naif kahraman Pinokyo’ya verilen bu özellik ve bu misyon çizgi roman uyarlamasında değişime uğruyor. Bu kez hedef kitle: masalı çocukluğunda okumuş günümüz gençleri vedahi orta yaş ve üstü okur. Dolayısıyla baş kahraman, naiflik ve saflıktan sıyrılmış, gözünü intikam hırsı bürümüş ve bu uğurda yalanı silah olarak kullanan bir Pinokyo.

Çizgi Roman mefhumuna aşina olmayanların zihninde ilk etapta Walt Disney uyarlaması Pinokyo canlanacaktır belki ancak Van Jensen senaryosunu, 1881’de yazılan orijinal masalı baz alarak oluşturmuş ve çizer Dustin Higgins senaryonun sertliğine rağmen hem masalsı havayı korumuş hem de yepyeni, benzersiz ve keskin karakterler yaratmayı başarmış.
Adı çok fazla duyulmamış bağımsız işleri yayınlamayı tercih eden Slave Labor Graphics’den çıkan 128 sayfalık bu siyah-beyaz öykü, Pinokyo’nun yaratıcı yalanlarına maruz kalıp keyiflenmek isteyenler için yayınevinin internet sitesinde satışta.
Çizgi Roman, alttan alta büyüyen hayran kitlesi ve öykünün sonunda bıraktığı açık kapıyla uzun soluklu bir seriye dönüşeceği sinyallerini veriyor. Sırf vampir konusunu işlediği için “nasıl olsa satar” havasında piyasaya sürülen tonlarca iş arasında yapılabilecek en iyi tercihlerden biri “Pinocchio: Vampire Slayer”.
seni gerizekalı yerine koyduğunu sanan gerizekalılar çevrendekilerin %90'ınını oluşturuyorsa. evet sen bir gerizekalısın.
belki de vertigo'nun yeni bombası demeli. vampir rüzgarına yetişip arkasına alma telaşında şu dönem hemen her sektör; çizgi roman sektörü için böyle bir yakıştırma yapmak saçma olur gerçi, zira sektörün içinde uzun süredir geniş bir yere sahip vampir miti. vefakat! stephen king'e böyle bir projeyle gidilmesi halihazırda pek popüler olan vampir temasına ekstra bir popülerlik katma çabası olarak görülebilir.
scott snyder ve stephen king'in yazacağı, rafael albequerque'nin resmedeceği yeni serimizin adı "american vampire". ayda iki kez yayınlanacak öykü iki farklı zaman diliminde, iki farklı karakteri takip edecek. snyder'ın vampiri pearl 1920'lerin hollywood sessiz sineması döneminde "dönüştürülmüş"; king'in karakteri skinner sweet ise 1880'lerin vahşi batısında, çöl ortasında yaşayan kovboy bir vampir.
king ilk defa çizgi roman yazıyor olmanın heyecanına da feci kaptırmış kendini. şimdiden ilk beş sayıyı yazmış bile.
mart 2010 serinin başlangıç tarihi olarak belirlenmiş.
kill theory (2009)
teen slasher türüne yeni bir soluk getirmiştir bu film. klişelerden uzak durarak mı? yok öyle değil. zira bunlardan uzak durarak teen slasher çekmek olacak iş değil. kendi klişelerini yaratmış bir türden bahsediyoruz en nihayetinde. klişeden de öte john carpenter tarafından yazılmış kuralları olan bir tür bu. scream ile wes craven bahsi geçen klişeleri bir bir gözümüze sokarak, hatta ana karakterlerinin ağızlarına bunları sakız ederek, onlarla dalga geçerek bir üst seviyeye taşımıştı türü. kelly c. palmer ve chris moore ise daha önce denenmeye çalışılmış ancak tam olarak vakıf olunamamış bir teknikle (?!) hem teen slasher türüne hem de bildiğimiz, kabullendiğimiz ve artık alıştığımız twist kavramına bir yenilik getiriyor. başrol oyuncularının sevilen tv dizilerinin (4400, veronica mars, boston legal, drive) yan karakterlerinden seçilmiş olması da filmin bir diğer artısı. tanıdık ama çok da popüler olmayan bu yüzleri görmek, karakterlerle empati kurmayı kolaylaştırıyor. unutmadan: filmin giriş ve gelişme bölümü öyle güzel kurgulanmış ki, sonundaki zorlama twist için "olmasa da olurmuş" diyor insan.
güdük kalıyor spoilersız bir entry. 13. cuma ve halloween serilerinden günümüze "teen slasher"lar üzerine bir makale yazılacak olsa, geniş bir yer ayrılmalı, mihenk taşı olarak anılmalı bu film.
not: evet acaip övmüşüm filmi. izleyip de beğenmeyen gelip bana bikbik etmesin. ben dandik korku filmi seviyorum!
gece birdenbire yavaşladı saat. hayır biradan votkaya geçmiş olmamla alakası yoktu. saatleri geri almanın getirisi\götürüsü.. tamam kabul ediyorum ben de şüphelenip votkadan biraya geri dönüş yaptım ama hayır olay alkolde değildi. 
yeni "usa network" dizimiz. başrollerde tru calling, traveler ve chuck gibi dizilerden tanıdığımız matthew bomer, the midleman'den aşina olduğumuz natalie morales ve nereden tanıdığımızı yazmaya gerek dahi duymadığım tiffani-amber thiessen yer alıyor.
konusu da kısaca: azılı bir dolandırıcı/suçluyu yakalayabilmek için didinen fbi ajanı peter burke bir başka dolandırıcı olan neal caffrey'nin yardımına ihtiyaç duyar ancak küçük bir sorun vardır: adamımız neal halihazırda hapistedir. neal hapisten uzak kalabilmek için fbi ajanımıza yardım etmeyi kabul eder ve ikili-oyun başlar.
takip ettiğim yeterli sayıda dizi yokmuş gibi bunu da ekliyorum listeme. sen de ekle. pilot düştü torrent alemlerine.

edit: 5. bölümü geride bıraktıktan sonra edit zamanı geldi. kitabı okuyanlar için de heyecanlı olsun demiş senaristler. kitabın özüne dokunmamışlar vefakat o özün etrafına daha amerikan bir olay örgüsü oturtmuşlar. dizide de olayı kitaptaki çıkış noktasına bağlayacaklar mı belli değil ve bu belirsizlik güzel. ayrıca kitabın sonunu beğenmediğimden olsa gerek, diziyi daha bir heyecanla daha bir umutla izliyorum sanırım.
sıkı x-files takipçileri için "triangle" dizinin en iyi bölümlerindendir. 6. sezonun 3. bölümüdür "triangel" ve bermuda şeytan üçgeni konuludur. bölümün görüntü yönetmenliği çok başarılıdır. mulder ile scully arasındaki elektrik ve öpüşme geyiği, bölümü unutulmazlar arasına sokmuştur.
durup dururken nerden geldi aklıma bu?
bir fragman izledim hayatım değişti! triangle adında bir film geliyor. hem zamanda yolculuk temasına hem de slasher'lara hasta olan bendenizi bir hayli heyecanlandırdı fragman. (aynı konuları, zamanda yolculuk yüzdesi, slasher yüzdesinden fazla olacak biçimde barındıran düşük bütçeli vefakat müthiş bir ispanyol filmi de vardır: 2007 yapımı los cronocrímenes) triangle'da, fragmandan anladığım kadarıyla, bambaşka bir konseptte göreceğiz zamanda yolculuk temasını. ucundan time-loop, kıyısından zihnin zamanda yolculuğu şeklinde. filmin sonundaki "twist"e (ana yemek) ulaşana kadar en az 3-5 "ara-twist" (ara sıcaklar) yiyeceğiz beynimize beynimize. velhasıl heyecanlandırdı fragman beni. al sen de heyecanlan!
şöyle şeyler olmuş: yeni başlayanlar, henüz başlamayanlar, tek başına izlenenler, çift başına izlenenler, komedisi, bilim-kurgusu, çizgisi, dramı, gerilimi, polisiyesi derken liste kabarmış. oturup bir tablo hazırlamak gerekti takibi kolaylaştırmak adına. e oturduk hazırladık tabloyu. belki başkalarına da yararı olur.